Yolu yarılayan kadın sevgisinde ve öfkesinde cömerttir. Onunla olan
erkeğin her şeye hazır olması gerekir.
'Yaş otuz beş, yolun yarısı eder' deyince şair, yolu yarılayan kadınlar
aklıma gelir.
Ne aradığını ya da ne aramadığını bilen kadınlar.
Aşkı, sevdayı mutlaka tatmış olurlar.
Bu nedenle onları yüzeysel duygularla kandırmak mümkün değildir.
Aşkın da aşksızlığın da kokusu bu kadınlara sizden önce gelir.
Ömrünün diğer yarısını kendini geliştirmeye adayacağından bilinçleri doruğa
yükselir.
Akıl ve bedenle birlikte girdiği ortama renk ve ışık verir.
Yolu yarılayan kadınlarla kolay ve zor bir hayat iç içedir. Sevgisinde de,
öfkesinde de cömerttir.
Evet anlamına gelen kadınsı hayırlarla kapris yapılmayacağını çoktan
öğrenmiştir.
Erkeğin ne ardından gelir, ne de ilerisinde olmak için didinir.
Yan yana ,can cana duruşlar tercihidir.
Bazen bir anne şefkati, bazen de bir aslan kükremesi ile şaşkınlığa çevirir.
Onunla birlikte olan erkeğin her şeye hazır olması gerekir.
Yolu yarılayan kadınlar duygularını yaşamasını bilir.
Davranışları sebepsiz değildir.
Kalbi kırıldıysa ağlar, ağlayışının sebebi erkeğin ona sunacağı sevgi
değildir.
Mutluysa kahkahalar atar, gülüşünün sebebi dikkat çekmek değildir.
Seviyorsa kıskanır, kıskanç oluşunun sebebi kendine güvensizlik değildir.
Üzgünse omuz arar, destek istemesi çaresizliğinden değildir.
Suskunsa sebebi vardır, kendi haline bırakılması gerekir.
Yolu yarılayan kadınların hissiyatı kuvvetlidir.
Aldatıldığını sezgilerini kullanarak gün ışığına çıkarır.
Veda vakti geldi demenize bile gerek yoktur.
O verdiğiniz mesajı çoktan anlayıp kendi yolunu tutmuştur.
Her gidiş kadını daha da kadınlaştırır.
Gidenin ardından bakacak kadar hayatın uzun olmadığını anlamıştır.
Ve gizem kadına en çok bu yaşlarda yakışır.
ALINTI
17 Kasım 2009 Salı
Yalnızlık
Bize hep yalnızlığın kötü bir şey olduğu öğretildi. Çünkü yalnızlık anlaşılabilmiş birşey değildir. İnsan sosyaldir evet. Ve ilişkilerde tanırsın kendini. Hayata ilişkilerle katılırsın. Oysa bu yalnızlığın karşıtı değildir. İnsan kalabalıklar içinde de yalnız olabilir. Ki galiba bu dönemde herkes bunu yaşıyor. Yalnızız evet. Ama benim tanımladığım bir yalnızlık değil bu.
Yalnızlık içine bakmaktır. Zaman zaman küçük küçük gitmektir. Terketmektir bazen. Ruhunun sıkıntılarını anlamaya çalışmaktır. Arınmaktır.
Yalnızlık gitmektir kısacası. Tek başına kalsan da kendinle olabilmeyi ve yaşayabilmeyi öğrenmektir. Döndüğünde kimseyle yalnız kalmamak için ilişkiye geçmemektir. Çevrendekileri yalnızlığının çözümü olarak değil bir hediye olarak görmektir. O zaman yalnızlığın içinde kalabalık olmayı öğrenirsin işte. Kalabalık içinde yalnız kalmaktan kurtulursun.
Hayat bir mücadele... Kaybettiklerimizin ve kazandıklarımızın toplamı. Tüm bu mücadele içinde silahımızı bir başkasına çevirirken ve yorulurken kendimizle de mücadele edebiliyor muyuz? İşte orada yalnız kalmaya ihtiyaç duyarız aslında. Farkedersek tabi... Çünkü dışarda akan bir hayat varken dinlenmek, durmak, zaman kaybıdır dediler değil mi? Koş dediler hep... Gerçekten ruhunun ve beyninin bütünlüğünü yitirmek istemiyorsan dur diyorum ben... Hiç bir şeyi kaçırmamanın maliyeti kendi hayatını kaçırmaktır. Bazen susmak gerekir... Derinlere dalmak, yüzmeyi öğrenmek diplerde ve vakti gelince yüzeye çıkmak. Yoksa ilerdeki karanlığı engelleyemezsin.
Git bazen yalnızlığına...Bir süre orada kal...
Kızdığın için, istemediğin için, özlemek için,izlemek için...Unuttuğun duyguları tekrar hatırlamak için... Geçmiş-gelecek yolculuğu yapmak için. Hayal kurmak için...Durduğun yeri anlamak için... Yurdunu bulmak için...
Her zaman olmasa da ara sıra git... Sık sık olmasa da ayda bir git...
Döndüğünde herşeyi yeniden yaşa... Farklı gözlerle gör... Mücadeleye devam et... Kendine verdiğin mücadeleyi yaşama dönüştür. Hatta gitmeleri öğret... Koşmalara karşı dur.
Eğer kaybedecek çok şeyin olduğuna inanıyorsan zaten kaybetmişsindir demektir. Çünkü bir olamamışsın demektir. Bütün değilsin demektir. Sıkışmışsın demektir. Ruhun katılaşmış demektir.
Kendine istasyonlar inşa et. İstasyonları olanlara saygı duy.
Düşmekten korkmadan kalkmayı öğren.
Yalnızlığına sahip çık!!!Bir ol. Yoksa parçalarını toplarsın sokaklardan. Hep iyi görünmek için enerji sarfedersin. Oysa ben hep iyi olmayı öneriyorum.
Hayat bir tren !!! İlk istasyon nerede?
ALINTIDIR.......
Yalnızlık içine bakmaktır. Zaman zaman küçük küçük gitmektir. Terketmektir bazen. Ruhunun sıkıntılarını anlamaya çalışmaktır. Arınmaktır.
Yalnızlık gitmektir kısacası. Tek başına kalsan da kendinle olabilmeyi ve yaşayabilmeyi öğrenmektir. Döndüğünde kimseyle yalnız kalmamak için ilişkiye geçmemektir. Çevrendekileri yalnızlığının çözümü olarak değil bir hediye olarak görmektir. O zaman yalnızlığın içinde kalabalık olmayı öğrenirsin işte. Kalabalık içinde yalnız kalmaktan kurtulursun.
Hayat bir mücadele... Kaybettiklerimizin ve kazandıklarımızın toplamı. Tüm bu mücadele içinde silahımızı bir başkasına çevirirken ve yorulurken kendimizle de mücadele edebiliyor muyuz? İşte orada yalnız kalmaya ihtiyaç duyarız aslında. Farkedersek tabi... Çünkü dışarda akan bir hayat varken dinlenmek, durmak, zaman kaybıdır dediler değil mi? Koş dediler hep... Gerçekten ruhunun ve beyninin bütünlüğünü yitirmek istemiyorsan dur diyorum ben... Hiç bir şeyi kaçırmamanın maliyeti kendi hayatını kaçırmaktır. Bazen susmak gerekir... Derinlere dalmak, yüzmeyi öğrenmek diplerde ve vakti gelince yüzeye çıkmak. Yoksa ilerdeki karanlığı engelleyemezsin.
Git bazen yalnızlığına...Bir süre orada kal...
Kızdığın için, istemediğin için, özlemek için,izlemek için...Unuttuğun duyguları tekrar hatırlamak için... Geçmiş-gelecek yolculuğu yapmak için. Hayal kurmak için...Durduğun yeri anlamak için... Yurdunu bulmak için...
Her zaman olmasa da ara sıra git... Sık sık olmasa da ayda bir git...
Döndüğünde herşeyi yeniden yaşa... Farklı gözlerle gör... Mücadeleye devam et... Kendine verdiğin mücadeleyi yaşama dönüştür. Hatta gitmeleri öğret... Koşmalara karşı dur.
Eğer kaybedecek çok şeyin olduğuna inanıyorsan zaten kaybetmişsindir demektir. Çünkü bir olamamışsın demektir. Bütün değilsin demektir. Sıkışmışsın demektir. Ruhun katılaşmış demektir.
Kendine istasyonlar inşa et. İstasyonları olanlara saygı duy.
Düşmekten korkmadan kalkmayı öğren.
Yalnızlığına sahip çık!!!Bir ol. Yoksa parçalarını toplarsın sokaklardan. Hep iyi görünmek için enerji sarfedersin. Oysa ben hep iyi olmayı öneriyorum.
Hayat bir tren !!! İlk istasyon nerede?
ALINTIDIR.......
16 Kasım 2009 Pazartesi
Blog yorumları ve dizi savaşları
Bloglar arasında gezınırken cogu zaman yorumları da okurum. Aralarında öyle saçma yorumlar var ki, blog sahibinin yine de nezaketle bu yorumları yaynlaması üstelik bir de cevaplaması çok şaşırtıcı. Blogda yazılmış olan konu ile ilgili yapılan yorumlardan bahsetmiyorum. Blogun geneli ile ilgili yorumlardan.
Bugun herhangi bir konuda sesini kendince duyurmanın, bir tutkunuz hakkında birikim yapabileceğiniz bir çeşit iletişim şeklini almış olan bloglar, hepimizin içine daldığı engin bir okyanus. En önemlisi ise yazarken de, okurken de özgür olmak. Şimdi aptalca yorum alan arkadaşlara tavsiye.. Lütfen nezaketi bırakın da bu aptalca yorumları yayınlayarak, göz zevkimizin içine etmeyin. Ya da yayınlayacaksanız ben sizin yerinize bir kaç cevap hazırladım lütfen onları kullanın.. İşin kötü tarafı, bu yorumları bırakan aptallar, isimlerini bırakamayacak kadar da korkaklar.
Yorum Bir
( Eğer blog sahibi, bloğunun başlığında mesleğinin ismini kullanmışsa ve diyelim ki içerik ağırlıklı olarak meslek ile ilgili değilse)
Blog başlığınla ne kadar alakalı?? Çok aradın mı bu başlığı ? Hayal kırıklığından öte bir şey değil bu blog...
CEVAP : SANA NE? SANA NE ...
Yorum İki
Neden sadece fotoğraf kullanıyorsun. Yazacak bir şeyin yoksa burada işin ne ? Blogun anlamını öğren...
CEVAP : SANA NE ? SANA NE ....
Yorum Üç
Yazdıklarında orjinallik yok.. Çok sıradan.. Bloğunu okumanın vakit kaybı olduğunu düşünüyorum...
CEVAP : BANA NE ? BANA NE ...
Yani arkadaşlar bu insanların işi gücü yok mu.Beğenmiyorsan, ekranın sağ üst köşesinde bir çarpı var tıkla oldu bitti.. Televizyonlarda yaşanan dizi kirliliğine, araya yastık koydum, dizlik koydum tampon koydum tartışlamalarına, işin kötüsü gazetemiz diye sahiplendiğimiz kağıt parçalarının ana sayfalarına manşet olarak bunların girmesini eleştiren yok, heyecanla, hevesle yazılmış olan bloglara, Don Kişot'un yel değirmenlerine açtığı savaş gibi açılan aptalca bir savaş var .

Araya ne koyarsan koy, ya da koyma.. bizler zaten sanatta ayıp olmayacağını bilen insanlarız. Ne diye bize namus empoze etmeye çalışıyorsun
Kendine güveniyorsan yazsana gazetelerin editorlerine, kanalların sahiplerine bir mektup..
Yemiyor di mi ?
Mesela evimize giren yabancı gazetelerin yanı sıra, ben de mutlaka Türk gazetesi alıyordum. Yaklaşık bir senedir protesto ediyorum ve almıyorum. Almayacağım da. Ki ben internette kitap ve gazete okumanın zevkini asla alamamış biriyimdir. Dünya ve yurt gündemini çeşitli kaynaklardan internetten ya da tv den takip ediyorum.
Zannetmeyin ki bu tür yorumlar aldımda bunları yazdım. Bu yorumları okuyup, blog sahibinin cevap verme nezaketinde bulunup bir de yayınlamaları beni çileden çıkardı. Bu mutsuz insanlara yorumlarını yayınlayarak değer vermeyin arkadaşlar. Yine de bloglar sizin tabii. Siz bilirsiniz . Bana Ne ? :P
Bugun herhangi bir konuda sesini kendince duyurmanın, bir tutkunuz hakkında birikim yapabileceğiniz bir çeşit iletişim şeklini almış olan bloglar, hepimizin içine daldığı engin bir okyanus. En önemlisi ise yazarken de, okurken de özgür olmak. Şimdi aptalca yorum alan arkadaşlara tavsiye.. Lütfen nezaketi bırakın da bu aptalca yorumları yayınlayarak, göz zevkimizin içine etmeyin. Ya da yayınlayacaksanız ben sizin yerinize bir kaç cevap hazırladım lütfen onları kullanın.. İşin kötü tarafı, bu yorumları bırakan aptallar, isimlerini bırakamayacak kadar da korkaklar.
Yorum Bir
( Eğer blog sahibi, bloğunun başlığında mesleğinin ismini kullanmışsa ve diyelim ki içerik ağırlıklı olarak meslek ile ilgili değilse)
Blog başlığınla ne kadar alakalı?? Çok aradın mı bu başlığı ? Hayal kırıklığından öte bir şey değil bu blog...
CEVAP : SANA NE? SANA NE ...
Yorum İki
Neden sadece fotoğraf kullanıyorsun. Yazacak bir şeyin yoksa burada işin ne ? Blogun anlamını öğren...
CEVAP : SANA NE ? SANA NE ....
Yorum Üç
Yazdıklarında orjinallik yok.. Çok sıradan.. Bloğunu okumanın vakit kaybı olduğunu düşünüyorum...
CEVAP : BANA NE ? BANA NE ...
Yani arkadaşlar bu insanların işi gücü yok mu.Beğenmiyorsan, ekranın sağ üst köşesinde bir çarpı var tıkla oldu bitti.. Televizyonlarda yaşanan dizi kirliliğine, araya yastık koydum, dizlik koydum tampon koydum tartışlamalarına, işin kötüsü gazetemiz diye sahiplendiğimiz kağıt parçalarının ana sayfalarına manşet olarak bunların girmesini eleştiren yok, heyecanla, hevesle yazılmış olan bloglara, Don Kişot'un yel değirmenlerine açtığı savaş gibi açılan aptalca bir savaş var .

Araya ne koyarsan koy, ya da koyma.. bizler zaten sanatta ayıp olmayacağını bilen insanlarız. Ne diye bize namus empoze etmeye çalışıyorsun
Kendine güveniyorsan yazsana gazetelerin editorlerine, kanalların sahiplerine bir mektup..
Yemiyor di mi ?
Mesela evimize giren yabancı gazetelerin yanı sıra, ben de mutlaka Türk gazetesi alıyordum. Yaklaşık bir senedir protesto ediyorum ve almıyorum. Almayacağım da. Ki ben internette kitap ve gazete okumanın zevkini asla alamamış biriyimdir. Dünya ve yurt gündemini çeşitli kaynaklardan internetten ya da tv den takip ediyorum.
Zannetmeyin ki bu tür yorumlar aldımda bunları yazdım. Bu yorumları okuyup, blog sahibinin cevap verme nezaketinde bulunup bir de yayınlamaları beni çileden çıkardı. Bu mutsuz insanlara yorumlarını yayınlayarak değer vermeyin arkadaşlar. Yine de bloglar sizin tabii. Siz bilirsiniz . Bana Ne ? :P
13 Kasım 2009 Cuma
Mudo
Dün akşam geç vakitlerde alışveriş sitelerini gezerken MUDO da çok güzel eşyalara rastladım. Gelin beraber bakalım.Satın almak isterseniz resimleri tıklamanız yeterli.
Etiketler:
fener,
hasır canta,
kahvaltı seti,
konsul,
mudo
| Bu yazı |
12 Kasım 2009 Perşembe
Ölümsüz hatıralar
Internette gezınırken harıka bır sıte buldum. ozellıkle fotografa meraklı olanlara tavsıye ederım
Tıklayınız
Tıklayınız
11 Kasım 2009 Çarşamba
Afacan Pollyanna
Afacan Pollyanna tarafindan mimlendim.. Canim benim cok tesekkur ederim hemen cevaplara geceyim...
En son hangi ülke gündemiyle canını çok sıktın?
-Türkiye.. Sağolsunlar başka ülkeye ihtiyaç bırakmıyorlar
En son hangi şarkıdan nefret ettin?
-Tüm Arabesk şarkılardan
En son hangi fast food ürününden tiksindin?
-Çok fazla yemiyorum..O yüzden tiksindiğim de olmadı sanırım
En son hangi sakatatı yedin?
-Kokoreç ama bir yıl oldu neredeyse :((..
En son hangi yerli şarkıyı beğendin?
-Yerli dinlemiyorum. Hep karamsar hep ağıt havasındalar çünkü
En son hangi yabancı sözlü şarkıyı beğendin?
-Black Eyed Peas PUMP IT
En son hangi yerli filmi beğendin?
-Issız Adam
En son hangi yabancı filmi beğendin?
-Maiden Hist.. Mutlaka izlemenizi tavsiye ederim
En son hangi kitabı okudun?
-Before I knew him
En son hangi bilgisayar oyununu oynadın?
-Çok oyunum var sürekli oynadığım ama en son Lord of the Rings online
En son hangi mizah dergisini okudun?
-Okumuyorum
En son neyden korktun?
-Kızımın grip oluşundan..
En son kime veya neye küfrettin?
- Bankadaki snob memura yüzüne değil tabii
En son neyden kaçtın (opsiyonel: koşarak ta olabilir)?
-Kaçmak gibi bir lüksü asla kabul etmedim.. Çoğu zaman yoruyor
En sevdiğin 5 film?
-Bir sinema hastasına sorulacak en acı soru hangisini yazsam acaba çok var vazgeçemeyeceklerim Ara ara zaten bloğumda yayınlıyorum onlara ödül vererek.. Tekrar tekrar izlediklerimin başında son üç aydır Mamma Mia var
En sevdiğin 5 şarkı?
- She
Have I told you lately that I love You
One way ticket
Pump it
I have nothing
Purple Rain
:)) Daha çok var
En sevdiğin 5 yemek?
-Ben tam anlamı ile bir etoburum. Izgara et ve balık tava asla vazgeçemediklerimdir bir de Kokoreç tabii :) Ama yemek ayırt etmem
En sevdiğin 5 isim?
- Öyle bir hissim olmadı hiç ama kendi ismim hem Türkçe hem de İngilizce olarak aynı telaffuz ediliyor hemen hemen bu hoşuma gidiyor.. Narsist değilimmmm.. Kızımın ismini söylememe gerek yok herhalde
En sevdiğin 5 oyun (herhangi)?
-Cafe Mania, Lord of the rings online, Shadow Hearts ilk aklıma gelenler
En büyük korkun nedir?
- Allah korkumdan başka sadece ve sadece Sevdiklerimin ölümü
En nefret ettiğin 5 klişe nedir?
-Hükümeti eleştrip oy zamanı geldiğinde koyun gibi yine aynı kişileri seçenler, ben aslında çok dürüstümdür diye söze başlayanlar genelde sahtekardırlar, kadın erkek ilişkileri ile ilgili her türlü klişe laf ki kazın ayağı çoğu zaman öyle değildir, önceden duyacagımı tahmin edebildiğim her türlü söz
Şimdi sıra kimdeeeee Mimliyorummmmmmmmmmm Ebruli, Hayal Bemol, Mügemmel, Pilli Cadı ve Pırlanta Kutusu ... Hadi bakalım sıra sizde kolay gelsin. :)
En son hangi ülke gündemiyle canını çok sıktın?
-Türkiye.. Sağolsunlar başka ülkeye ihtiyaç bırakmıyorlar
En son hangi şarkıdan nefret ettin?
-Tüm Arabesk şarkılardan
En son hangi fast food ürününden tiksindin?
-Çok fazla yemiyorum..O yüzden tiksindiğim de olmadı sanırım
En son hangi sakatatı yedin?
-Kokoreç ama bir yıl oldu neredeyse :((..
En son hangi yerli şarkıyı beğendin?
-Yerli dinlemiyorum. Hep karamsar hep ağıt havasındalar çünkü
En son hangi yabancı sözlü şarkıyı beğendin?
-Black Eyed Peas PUMP IT
En son hangi yerli filmi beğendin?
-Issız Adam
En son hangi yabancı filmi beğendin?
-Maiden Hist.. Mutlaka izlemenizi tavsiye ederim
En son hangi kitabı okudun?
-Before I knew him
En son hangi bilgisayar oyununu oynadın?
-Çok oyunum var sürekli oynadığım ama en son Lord of the Rings online
En son hangi mizah dergisini okudun?
-Okumuyorum
En son neyden korktun?
-Kızımın grip oluşundan..
En son kime veya neye küfrettin?
- Bankadaki snob memura yüzüne değil tabii
En son neyden kaçtın (opsiyonel: koşarak ta olabilir)?
-Kaçmak gibi bir lüksü asla kabul etmedim.. Çoğu zaman yoruyor
En sevdiğin 5 film?
-Bir sinema hastasına sorulacak en acı soru hangisini yazsam acaba çok var vazgeçemeyeceklerim Ara ara zaten bloğumda yayınlıyorum onlara ödül vererek.. Tekrar tekrar izlediklerimin başında son üç aydır Mamma Mia var
En sevdiğin 5 şarkı?
- She
Have I told you lately that I love You
One way ticket
Pump it
I have nothing
Purple Rain
:)) Daha çok var
En sevdiğin 5 yemek?
-Ben tam anlamı ile bir etoburum. Izgara et ve balık tava asla vazgeçemediklerimdir bir de Kokoreç tabii :) Ama yemek ayırt etmem
En sevdiğin 5 isim?
- Öyle bir hissim olmadı hiç ama kendi ismim hem Türkçe hem de İngilizce olarak aynı telaffuz ediliyor hemen hemen bu hoşuma gidiyor.. Narsist değilimmmm.. Kızımın ismini söylememe gerek yok herhalde
En sevdiğin 5 oyun (herhangi)?
-Cafe Mania, Lord of the rings online, Shadow Hearts ilk aklıma gelenler
En büyük korkun nedir?
- Allah korkumdan başka sadece ve sadece Sevdiklerimin ölümü
En nefret ettiğin 5 klişe nedir?
-Hükümeti eleştrip oy zamanı geldiğinde koyun gibi yine aynı kişileri seçenler, ben aslında çok dürüstümdür diye söze başlayanlar genelde sahtekardırlar, kadın erkek ilişkileri ile ilgili her türlü klişe laf ki kazın ayağı çoğu zaman öyle değildir, önceden duyacagımı tahmin edebildiğim her türlü söz
Şimdi sıra kimdeeeee Mimliyorummmmmmmmmmm Ebruli, Hayal Bemol, Mügemmel, Pilli Cadı ve Pırlanta Kutusu ... Hadi bakalım sıra sizde kolay gelsin. :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












