25 Kasım 2009 Çarşamba
Yippuuuuu
Şu telaşlı günleri atlatır atlatmaz, aranıza döneceğim...
17 Kasım 2009 Salı
Yolu yarılayan kadın
erkeğin her şeye hazır olması gerekir.
'Yaş otuz beş, yolun yarısı eder' deyince şair, yolu yarılayan kadınlar
aklıma gelir.
Ne aradığını ya da ne aramadığını bilen kadınlar.
Aşkı, sevdayı mutlaka tatmış olurlar.
Bu nedenle onları yüzeysel duygularla kandırmak mümkün değildir.
Aşkın da aşksızlığın da kokusu bu kadınlara sizden önce gelir.
Ömrünün diğer yarısını kendini geliştirmeye adayacağından bilinçleri doruğa
yükselir.
Akıl ve bedenle birlikte girdiği ortama renk ve ışık verir.
Yolu yarılayan kadınlarla kolay ve zor bir hayat iç içedir. Sevgisinde de,
öfkesinde de cömerttir.
Evet anlamına gelen kadınsı hayırlarla kapris yapılmayacağını çoktan
öğrenmiştir.
Erkeğin ne ardından gelir, ne de ilerisinde olmak için didinir.
Yan yana ,can cana duruşlar tercihidir.
Bazen bir anne şefkati, bazen de bir aslan kükremesi ile şaşkınlığa çevirir.
Onunla birlikte olan erkeğin her şeye hazır olması gerekir.
Yolu yarılayan kadınlar duygularını yaşamasını bilir.
Davranışları sebepsiz değildir.
Kalbi kırıldıysa ağlar, ağlayışının sebebi erkeğin ona sunacağı sevgi
değildir.
Mutluysa kahkahalar atar, gülüşünün sebebi dikkat çekmek değildir.
Seviyorsa kıskanır, kıskanç oluşunun sebebi kendine güvensizlik değildir.
Üzgünse omuz arar, destek istemesi çaresizliğinden değildir.
Suskunsa sebebi vardır, kendi haline bırakılması gerekir.
Yolu yarılayan kadınların hissiyatı kuvvetlidir.
Aldatıldığını sezgilerini kullanarak gün ışığına çıkarır.
Veda vakti geldi demenize bile gerek yoktur.
O verdiğiniz mesajı çoktan anlayıp kendi yolunu tutmuştur.
Her gidiş kadını daha da kadınlaştırır.
Gidenin ardından bakacak kadar hayatın uzun olmadığını anlamıştır.
Ve gizem kadına en çok bu yaşlarda yakışır.
ALINTI
Yalnızlık
Yalnızlık içine bakmaktır. Zaman zaman küçük küçük gitmektir. Terketmektir bazen. Ruhunun sıkıntılarını anlamaya çalışmaktır. Arınmaktır.
Yalnızlık gitmektir kısacası. Tek başına kalsan da kendinle olabilmeyi ve yaşayabilmeyi öğrenmektir. Döndüğünde kimseyle yalnız kalmamak için ilişkiye geçmemektir. Çevrendekileri yalnızlığının çözümü olarak değil bir hediye olarak görmektir. O zaman yalnızlığın içinde kalabalık olmayı öğrenirsin işte. Kalabalık içinde yalnız kalmaktan kurtulursun.
Hayat bir mücadele... Kaybettiklerimizin ve kazandıklarımızın toplamı. Tüm bu mücadele içinde silahımızı bir başkasına çevirirken ve yorulurken kendimizle de mücadele edebiliyor muyuz? İşte orada yalnız kalmaya ihtiyaç duyarız aslında. Farkedersek tabi... Çünkü dışarda akan bir hayat varken dinlenmek, durmak, zaman kaybıdır dediler değil mi? Koş dediler hep... Gerçekten ruhunun ve beyninin bütünlüğünü yitirmek istemiyorsan dur diyorum ben... Hiç bir şeyi kaçırmamanın maliyeti kendi hayatını kaçırmaktır. Bazen susmak gerekir... Derinlere dalmak, yüzmeyi öğrenmek diplerde ve vakti gelince yüzeye çıkmak. Yoksa ilerdeki karanlığı engelleyemezsin.
Git bazen yalnızlığına...Bir süre orada kal...
Kızdığın için, istemediğin için, özlemek için,izlemek için...Unuttuğun duyguları tekrar hatırlamak için... Geçmiş-gelecek yolculuğu yapmak için. Hayal kurmak için...Durduğun yeri anlamak için... Yurdunu bulmak için...
Her zaman olmasa da ara sıra git... Sık sık olmasa da ayda bir git...
Döndüğünde herşeyi yeniden yaşa... Farklı gözlerle gör... Mücadeleye devam et... Kendine verdiğin mücadeleyi yaşama dönüştür. Hatta gitmeleri öğret... Koşmalara karşı dur.
Eğer kaybedecek çok şeyin olduğuna inanıyorsan zaten kaybetmişsindir demektir. Çünkü bir olamamışsın demektir. Bütün değilsin demektir. Sıkışmışsın demektir. Ruhun katılaşmış demektir.
Kendine istasyonlar inşa et. İstasyonları olanlara saygı duy.
Düşmekten korkmadan kalkmayı öğren.
Yalnızlığına sahip çık!!!Bir ol. Yoksa parçalarını toplarsın sokaklardan. Hep iyi görünmek için enerji sarfedersin. Oysa ben hep iyi olmayı öneriyorum.
Hayat bir tren !!! İlk istasyon nerede?
ALINTIDIR.......
16 Kasım 2009 Pazartesi
Blog yorumları ve dizi savaşları
Bugun herhangi bir konuda sesini kendince duyurmanın, bir tutkunuz hakkında birikim yapabileceğiniz bir çeşit iletişim şeklini almış olan bloglar, hepimizin içine daldığı engin bir okyanus. En önemlisi ise yazarken de, okurken de özgür olmak. Şimdi aptalca yorum alan arkadaşlara tavsiye.. Lütfen nezaketi bırakın da bu aptalca yorumları yayınlayarak, göz zevkimizin içine etmeyin. Ya da yayınlayacaksanız ben sizin yerinize bir kaç cevap hazırladım lütfen onları kullanın.. İşin kötü tarafı, bu yorumları bırakan aptallar, isimlerini bırakamayacak kadar da korkaklar.
Yorum Bir
( Eğer blog sahibi, bloğunun başlığında mesleğinin ismini kullanmışsa ve diyelim ki içerik ağırlıklı olarak meslek ile ilgili değilse)
Blog başlığınla ne kadar alakalı?? Çok aradın mı bu başlığı ? Hayal kırıklığından öte bir şey değil bu blog...
CEVAP : SANA NE? SANA NE ...
Yorum İki
Neden sadece fotoğraf kullanıyorsun. Yazacak bir şeyin yoksa burada işin ne ? Blogun anlamını öğren...
CEVAP : SANA NE ? SANA NE ....
Yorum Üç
Yazdıklarında orjinallik yok.. Çok sıradan.. Bloğunu okumanın vakit kaybı olduğunu düşünüyorum...
CEVAP : BANA NE ? BANA NE ...
Yani arkadaşlar bu insanların işi gücü yok mu.Beğenmiyorsan, ekranın sağ üst köşesinde bir çarpı var tıkla oldu bitti.. Televizyonlarda yaşanan dizi kirliliğine, araya yastık koydum, dizlik koydum tampon koydum tartışlamalarına, işin kötüsü gazetemiz diye sahiplendiğimiz kağıt parçalarının ana sayfalarına manşet olarak bunların girmesini eleştiren yok, heyecanla, hevesle yazılmış olan bloglara, Don Kişot'un yel değirmenlerine açtığı savaş gibi açılan aptalca bir savaş var .

Araya ne koyarsan koy, ya da koyma.. bizler zaten sanatta ayıp olmayacağını bilen insanlarız. Ne diye bize namus empoze etmeye çalışıyorsun
Kendine güveniyorsan yazsana gazetelerin editorlerine, kanalların sahiplerine bir mektup..
Yemiyor di mi ?
Mesela evimize giren yabancı gazetelerin yanı sıra, ben de mutlaka Türk gazetesi alıyordum. Yaklaşık bir senedir protesto ediyorum ve almıyorum. Almayacağım da. Ki ben internette kitap ve gazete okumanın zevkini asla alamamış biriyimdir. Dünya ve yurt gündemini çeşitli kaynaklardan internetten ya da tv den takip ediyorum.
Zannetmeyin ki bu tür yorumlar aldımda bunları yazdım. Bu yorumları okuyup, blog sahibinin cevap verme nezaketinde bulunup bir de yayınlamaları beni çileden çıkardı. Bu mutsuz insanlara yorumlarını yayınlayarak değer vermeyin arkadaşlar. Yine de bloglar sizin tabii. Siz bilirsiniz . Bana Ne ? :P
13 Kasım 2009 Cuma
Mudo
12 Kasım 2009 Perşembe
Ölümsüz hatıralar
Tıklayınız
11 Kasım 2009 Çarşamba
Afacan Pollyanna
En son hangi ülke gündemiyle canını çok sıktın?
-Türkiye.. Sağolsunlar başka ülkeye ihtiyaç bırakmıyorlar
En son hangi şarkıdan nefret ettin?
-Tüm Arabesk şarkılardan
En son hangi fast food ürününden tiksindin?
-Çok fazla yemiyorum..O yüzden tiksindiğim de olmadı sanırım
En son hangi sakatatı yedin?
-Kokoreç ama bir yıl oldu neredeyse :((..
En son hangi yerli şarkıyı beğendin?
-Yerli dinlemiyorum. Hep karamsar hep ağıt havasındalar çünkü
En son hangi yabancı sözlü şarkıyı beğendin?
-Black Eyed Peas PUMP IT
En son hangi yerli filmi beğendin?
-Issız Adam
En son hangi yabancı filmi beğendin?
-Maiden Hist.. Mutlaka izlemenizi tavsiye ederim
En son hangi kitabı okudun?
-Before I knew him
En son hangi bilgisayar oyununu oynadın?
-Çok oyunum var sürekli oynadığım ama en son Lord of the Rings online
En son hangi mizah dergisini okudun?
-Okumuyorum
En son neyden korktun?
-Kızımın grip oluşundan..
En son kime veya neye küfrettin?
- Bankadaki snob memura yüzüne değil tabii
En son neyden kaçtın (opsiyonel: koşarak ta olabilir)?
-Kaçmak gibi bir lüksü asla kabul etmedim.. Çoğu zaman yoruyor
En sevdiğin 5 film?
-Bir sinema hastasına sorulacak en acı soru hangisini yazsam acaba çok var vazgeçemeyeceklerim Ara ara zaten bloğumda yayınlıyorum onlara ödül vererek.. Tekrar tekrar izlediklerimin başında son üç aydır Mamma Mia var
En sevdiğin 5 şarkı?
- She
Have I told you lately that I love You
One way ticket
Pump it
I have nothing
Purple Rain
:)) Daha çok var
En sevdiğin 5 yemek?
-Ben tam anlamı ile bir etoburum. Izgara et ve balık tava asla vazgeçemediklerimdir bir de Kokoreç tabii :) Ama yemek ayırt etmem
En sevdiğin 5 isim?
- Öyle bir hissim olmadı hiç ama kendi ismim hem Türkçe hem de İngilizce olarak aynı telaffuz ediliyor hemen hemen bu hoşuma gidiyor.. Narsist değilimmmm.. Kızımın ismini söylememe gerek yok herhalde
En sevdiğin 5 oyun (herhangi)?
-Cafe Mania, Lord of the rings online, Shadow Hearts ilk aklıma gelenler
En büyük korkun nedir?
- Allah korkumdan başka sadece ve sadece Sevdiklerimin ölümü
En nefret ettiğin 5 klişe nedir?
-Hükümeti eleştrip oy zamanı geldiğinde koyun gibi yine aynı kişileri seçenler, ben aslında çok dürüstümdür diye söze başlayanlar genelde sahtekardırlar, kadın erkek ilişkileri ile ilgili her türlü klişe laf ki kazın ayağı çoğu zaman öyle değildir, önceden duyacagımı tahmin edebildiğim her türlü söz
Şimdi sıra kimdeeeee Mimliyorummmmmmmmmmm Ebruli, Hayal Bemol, Mügemmel, Pilli Cadı ve Pırlanta Kutusu ... Hadi bakalım sıra sizde kolay gelsin. :)
10 Kasım 2009 Salı
Whatever! Bugun günlerden mavi
Ailenin üyelerinin biri işe, biri okula yollana dursun, bugün mai bir hüzünle yataktan kalkıp kalkmamanın kararına varmaya çalışıp durdum. Ayaklarımı sürüye sürüye kalktım ve camdan dışarı baktığımda, buluntkentin gri gölgeler ile dans edişine baktım. Yağmur geldi gelecek derken, gök gürledi ve arkasından bir sağanak.. Buralarda insanlar yağmurdan bıkmış olsa da ben bayılıyorum. Güneşli yerlere seyahat etme şansımız baki olduğundan, güneşe pek hasret değiliz. Yine de bugün kendimi Mai hissediyorum. Biraz buruk ki sebepsiz, biraz mai coşkulu. Ocak ayında bir seyahate cıkmaya karar vermıs olsak da, henuz neresı olduguna karar veremedik. Christmas kapı arkasında ve ben bu sene ne hediye listemi ne de kimlere kart göndereceğim ile ilgili listeyi hazırlamadım. Yine söylüyorum bugun günlerden mavi.


Kerem ile bugun sozum ona alisverise cikacaktik.. Hic canim istemiyor.. Emel ile Sardunya dan geldiginden beri telefon disinda sanirim sadece bir kez gorustuk.. Eminim benden nefret etmeye baslamistir.. Eski isyerimden bir arkadasimin gecen haftanin icinde bir bebegi oldu ve ben daha hediye alip bebegi sarmalamaya gidemedim.. Bir gariplik var ben de bu hafta izole olma hakkimi kullaniyorum sanirim.

Gerginlik
Bebisimiz yaklasık iki gundur grıpden rahatsızdı. İsmi lazım olmayan salgın korkusu ıle apar topar doktora koştuk tabii. Neyse ki değilmiş. Ama insanın aklına hep en kötürü geliyor. Allah Korusun. O yuzden pelte gibiyim. Keyfim yok, agzımın tadı yok. Sinirlerim boşaldı. Bu geceyi bir kaç sayfa kitap, bir fincan sıcacık çay ile noktalamak gerek. Bu arada bir dip not. Doktorumuza anti bakteriyel sıvıları sordum. Su ve sabunun oldugu yerde önceliğin bunlara ait olduğunu, bunlar yoksa anti bakteriyel sıvı kullanılması gerektiğini söyledi. Ardından ne kadar gergin olduğumu fark etmiş olmalı ki "Dont worry- Endişelenmeyin" dedi ve ben suratına yumrugu patlatmak istedim. O her ne kadar iyi niyetle soylemiş olsa da bebiş benim bebişim, nasıl endişelenmem. Şimdi geçti bu daha önemli.
9 Kasım 2009 Pazartesi
Canım neler istiyor bir bilseniz
Beethoven
Ölümsüz dâhi Beethoven'in Mason olup olmadığı konusunda bir belgeye sahip değiliz. Müziği ile evrensel boyutlara ulaşmasını asırlardır sürdüren ve de sürdürecek olan, ışığını taşıyan ellere hayat veren, insanlığa müziği ile hizmet eden, bizlere yaşama sevincini sunan, insan ve Tanrı sevgisini gösteren, insanları kardeş olmaya çağıran Beethoven Üstat, Masonluğun bu ana felsefesinin bilincinde olup da, kanıtlanmamış bir belge ile Masonluğun dışında kalamazdı diye düşünebiliriz. Yaşadığı döneme bir göz atacak olursak, çağdaşı besteciler, yakın dostları Mason Locasının üyeleri bulunmaktaydı. Örneğin Dr. VVegeler, Masondu. Wegeler ile o kadar yakın dosttu ki, yazdığı bir mektubunda şöyle diyordu.
" .... Sizleri yine göreceğim, hepimizin babası olan Rhin'i tekrar selamlayacağım günün, hayatımın en mutlu günlerinden biri olacağına şüphem yok. Yalnız kulaklarım, işte onlar gece gündüz vınlayıp duruyor, iki yıldır insan içine çıkamadım, çünkü insanlara ben sağırım diyemezdim. Başka bir meslekten olsa idim, mesele yoktu fakat benim için, benim mesleğim için bu feci bir durum."
Mason besteciler Haydn, Leopold Mozart, Wolfgang Amadeus Mozart, Franz Abt, Hummel, Meyerbeer acaba birbirlerini etkilemişler midir? Özellikle Mozart ile olan işbirliğinde Beethoven'e olan hayranlığından dolayı Mozart Biraderin "Bu adama dikkat edin. Dünyaya kendisinden söz ettirecektir." demesi ne denli anlamlıdır? Ortak hatlarda birbirlerine çok yaklaşan Mozart ve Beethoven Masonik eserler bestelenmesinde de bir ortak payda yakalamışlardır. Mozart'ın "Masonik Müzik" çeşitlemelerinin yanı sıra "Sihirli Flüt" gibi Masonik bir opera bestelemesine karşın Beethoven 'de "Bir Masonun Tekris Töreni" ile "Masonik Sualler" (Maurerfragen) adlı koroya eşlik eden bir lied bestelemiştir. Sözlerinin kendisine ait olmadığını belirten besteci, lied'in müziğinin kendisine ait olduğunu yine Dr. Wegeler'e yazdığı bir mektubunda dile getirmektedir. Beethoven'in ilk hocası saray orgcusu Christian Gottlieb Neefe'dir bir Masondu ve Mozart'ın da ilk hocası Neefe'dİr. Beethoven hiç evlenmemesine karşın, kadın güzelliğine karşı çok hassastı. Pek çok aşk yaşamış, aile kavramına hep değer vermiştir. Tek operası olan "Fidelio" da bu kavramı açık olarak görebiliriz. Eş sevgisine verdiği önem, fedakârlık, vefa, sonsuz sevgi ve eşler arasındaki saygı operada doruk noktasındadır. Evlat edindiği yeğeni Cari, bir söylentiye göre kendi çocuğudur. Aslında bütün sevgisini vermek istediği Cari yüzünden yediği acı tokattan ötürü zindan olan, yalnızlığa mahkûm bir ömürdür, Beethoven'in tüm yaşamı. Üzerine bir de sağlık problemleri eklenince yaşam, bir acı yumağıdır. Bütün bu olumsuzluklara karşın intihar etme düşüncesinin karşısında şöyle demektedir. "Yalnız sanot alıkoydu beni. Yaratmam gerektiğine inandığım her şeyi meydana getirmeden ölmeyi göze alamadım." Senfoniler döneminde üzerine en çok konuşulanı mutlaka 9. Senfonidir. Aslında senfonide anlatılan bir insandır. Bir sevinç kutlanır Schiller'in şiirinde. Beethoven, Schiller'in metninden ayrılarak hayatı dile getirir. Melekler korosu, insanları yeryüzünde bir armağan bekleyerek, cesaretle acı çekmeye davet etmektedir. Kini, intikamı unutalım, düşmanlarımızı affedelim. Yaşanan sevinç, insanlığı kendi yurdu olan insanlık cennetine götürmektedir. Cennet, insanın kendi aklı ile uğraştığı, bütün İnsanlar doğa ile birleşip Tanrı katına varana dek, bir öpüş içinde kucaklaşır ve evrenin sırrına varırlar. Bunu kendi aklı ile yaratır insanoğlu... Senfoni tüm senfonilerden insan sesinin eklendiği, koro ve solistlere yüreğini açmış tek senfonidir. Tüm İnsanların Kardeş olmaları düşüncesi Masonluğumuzun ülküsü değil midir? 1770 - 1826 yılları arasında yaşamış Beethoven'in kendi yaşam olumsuzluklarına, ıstıraplarından kaynaklanan duygularını müziğine yansıtmasıyla evrensel boyuta ulaşan bu deha için sanat şöyle ifade edilebilir. "Söylendiğine göre sanat uzun, hayat kısa imiş. Bence asıl uzun olan hayat, kısa olan sanattır."
Kaynak : Tesviye
Kasım ayı okunacak kitap listesi
8 Kasım 2009 Pazar
Geç kalmışım
Atamızın ölüm yıldönümü olan 10 Kasım'da yine anlamlı bir kampanyaya imza atıyoruz.
Atamızın veciz sözlerinden "Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." sözünün altına imzamızı atıyoruz. Ülkemizin birlik ve beraberliğini korumak, kardeşlik duygularını pekiştirmek adına bu anlamlı günde 10 Kasım'da Atatürk'ün huzurunda Anıtkabir'de sunulmak üzere bir imza kampanyası düzenliyoruz.
Kampanyamıza katılmak ve destek olmak için yapabilecekleriniz iki adımda gerçekleşiyor. Birincisi: Açtığımız Postun altına Yorum bölümüne 1 satırı geçmeyen yorumunuzla birlikte Adınızı yazıp gönderiyorsunuz. İkinci olarak ise kampanyamızı duyurmak. İsterseniz duyuru logomuzu sitemizin linki ile birlikte kendi sitenize ekliyorsunuz. E-postalarla dostlarınıza kampanyayı dıyurabilirsiniz.
10 Kasım'a sayılı günler kaldı. Ne kadar hızlı ve çabuk bu iletiyi yayarsak o kadar çok kişiye ulaşmış oluruz. Haydi, hep birlikte ve yüksek sesle söyleyelim:
"Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır."
Saygılarımızla...
Birmilyonkalem.com Yönetimi Adına
A. Şebnem SOYSAL & Erkan BAL
Bunarı yazdığımı David'e söylemeyin
Kadınların hayatı kendileri için daha güç hale getirdikleri bir gerçek. Bütün sebebi ise sevgililerimiz, dostlarımız, aşklarımızın her söylediklerinin altında farklı anlamlar aramaktan dolayı. Acaba o anlarda kendimize güvenimizi mi kaybediyoruz. İşin en kötü tarafı ise o söyleyeceğini tamamen kullandığı kelimelerin anlamları ile sınırlı tutup, bir dakika sonra yeni bir boyuta geçmişken, bizler o sınırı mümkün olduğu kadar geniş tutup hayal alemine dalıyor ve bir dakikalık bir iletişim ölçüsünü genişletip, saatleri hatta günleri kendimize dar ediyoruz.
Ne olduğunu bilimsel olarak tam açıklayamasam da, şunu biliyorum ki, çok fazla komplike olmaya gerek yok. Bu çoğu zaman bizi renkli kılmaktan çok, sıkıcı, dayanılması güç hatta anlaşılmaz kılıyor.
Sadece kadın olarak değil, insan olarak da.
Çok yakın bir kız arkadaşımı, sert bir dille bu sebeplerden ötürü eleştirdiğim için, benimle iki ay konuşmamıştı.
Hep bana, hep bana düşüncesi ile ilişkileri rekabete soktuğumuz anda kaybetmeye başlıyoruz sanırım. Gereksiz komplekslerimizden kurtulup, sadece kendi beklentilerimizin önemli olmadığını, karşı tarafın da aynı ölçüde beklentileri olabileceğini hep göz ardı ediyoruz.
İlişkilerimizi hep kendi tarafımızdan inceliyor, karşı tarafın yerine geçip, onun tarafından gözüken bizin nasıl göründüğüne hiç dikkat etmediğimiz gibi, önem de vermiyoruz.
Erkeklerin eksikliklerini tamamlamaya çalışmaktan, kendimizinkilere vakit ayıramaz oluyoruz. Böylece kişisel gelişimimizi tamamlamak ve ilişkilerimizi daha sağlıklı bir boyuta taşımaktan çok, aynı döngü içerisinde kıvranıp duruyoruz.
Peki ben neden yazdım bunları? Eşim dün kilo aldığımı söyledi de ondan, siz ne zannettiniz ?
7 Kasım 2009 Cumartesi
Hediyeler
Pembe bottan istiyorummmm






Kadınlar, erkekler
* Gün içerisinde bir kadın ortalama 7000 kelime kullanırken, erkekler sadece 2000 kelime kullanıyor.
(Bak buna inanırım. Ne de olsa herkes kendinden bilirmiş)
* Bir kadına, randevuda olduğu erkeği bir kere daha görüp görmek istemediğine karar vermesi için bir saat yetiyor. Bir erkeğe ise 15 dakika..
(Kadın için çok doğru.. Ne de olsa her karşımıza çıkan potansiyel beyaz atlı prens..Erkek için daha da doğru, bacak boyunu, göğüs genişliğini, kalçanın kalkıklık oranını ve çapını hesaplamak o kadar sürse gerek :)) )
* İngilizce konuşulan ülkelerin genelinde "Fransız öpücüğü" olarak bilinen aktivite, Fransa da "İngiliz öpücüğü" olarak biliniyormuş.
( Yorum yok..Fransa dan biri varsa lütfen bizleri bilgilendirsin :P, ben İngiltere tarafını biliyorum)
Sözün kısası, fazla uzatmaya gerek yok..FARKLIYIZ...















































