30 Ekim 2009 Cuma

Ödül

Bir film düşünün.Kadın veya erkek olmaktan çok, insan olmanın önemli olduğunu bağıra bağıra, sessiz çığlıklarla anlatan bir film. Bir film düşünün iki oskarlı oyuncusu ile, ki Akademi oskarı kime vereceğini hep bilmiştir dedirten. Ben de bundan böyle Denise ödülü ile en sevdiğim filmleri ödüllendireceğim Bir film düşünün ne kadar yalnız kalacağınızı bilseniz dahi, doğruluk adına inatla savaşmaktan vazgeçmemeniz gerektiğini hatırlatan ve o öyle bir film ki zayıfların güçlü geçinen gerçek zayıflarca nasıl, her fırsatta ezilmeye çalışıldığını gözler önüne seren. Cinsel tacizin ne boyutlara ulaşabileceğini ve karşısında sessiz kalınmaması gerektiğini anlatan bir film. Bu filmi tavsiye ediyor ve bu filmi "Denise "ödülü ile taçlandırıyorum.



Denise goes to........


Başrollerde Charlize Teron, Frances Mcdorman, Sisy Spacek, Woody Harrelson ve Sean Bean var.
Erkek arkadaşından dayak yediği için, iki çocuğu ile baba evine dönen Jenson ( Charlize Teron), kuaförde çalışmaya başlar. Tek isteği çocuklarının karnını doyurup, ayrı eve çıkabilmektir. Kuaförde karşılaştığı Glory ona madende çalışırsa daha fazla para kazanacağını söyler ve Jenson hemen işe başvurur. Babası dahil olmak üzere kadınların madende çalışmalarının doğru olmadığına inanan bir grup erkek ve kendisi ile aynı durumda olan 6 kadın ile beraber savaş vermek zorunda kalacaktır.
Filmin hikayesi aniden yön değiştirdiğinde daha fazla etkileneceksiniz eminim. Gerçek hayat öyküsüne dayanan filmin gerçek kahramanı aşağıda.


İlk defa mimlendim :) Ve mimledim

Pırlanta Kutusu beni mimlemiş.. Bugün milat .. :) Teşekkür ederim :) Konu ise sevdiğimiz kokular ve bize hatılattıkları

1) Eşimin ve bebişimin kokusu - Hayat veriyor bana ..Özellikle ikisinin de boynuna yüzümü gömmeye bayılıyorum. Ömür boyu orada yaşayabilirim.

2) Kullandığım parfümlerin kokuları - Şu anda Boss Femme ve Very Irressistable - Biraz gizemli, biraz dişi, biraz çekici olduğum hissine kapılıyorum.

3) Yağmurdan sonraki toprak kokusu

4) Tavada kızarmakta olan balığın kokusu :)

5) Nivea 'nın kokusu

6) Bana, hatıralarım ile ilgili çağrışım yaptıran her türlü koku. (Hastalıklarla ilgili olanlar hariç)

7) Sturbucks'a girer girmez yüzüme ılık rüzgar gibi vuran kahve aromalarının kokusu..

8) Kitap kokusu veya kaliteli kağıda basılmış dergilerin sayfa kokusu :)

9) Yatağa girdiğimde yeni serilmiş, hala deterjan kokan çarşafların kokusu

İlk etapta aklıma gelenler bunlar... Veeee şimdi ben de mimliyorummmmmm ..izlediğim bloglar arasında görebildiğim kadarı ile bu sorulara cevap vermemiş olanlar... Sizler ...Ayağa kalkın mimlendiniz :)

Sardunya
Elif's Diary
Depressif Pollyanna
Daha Başka

Pırlanta Kutusu tekrar teşekkürler canım..

29 Ekim 2009 Perşembe

Uzak doğu esintileri





Rengarenk





Turuncu olana bayıldım oyuncak gibi

Irkçılık mıdır?

bebişim ile aynı resme bakıyoruz.. Bünyede gelişen reaksiyon çok farklı.. Sayın David'e dün akşam aşağıdaki resmin bana komik geldiğini söylediğimde cevap şu oldu "Bence komik değil çok ırkçı bir resim" Ya ben çok safım, ya da o çok fesat anlamadım. Tabii düşününce bu fotografı yaratanların herhalde benim gibi esprili bir bakış açısı ile olaya yaklaşmamış olma ihtimalleri bana da yüksek geldi.. Eğer öyle ise hoş değil tabii. Bu arada izlemeyenler için THE OBAMA DECEPTION adlı Obama belgeselini izlemelerini tavsiye ederim. Belgeseli sonuna kadar izlediğimde tabir yerinde ise aptala döndüm. Ama ben belgeselde iddia edilenin aksine inanmak istiyorum. Bakalım, tarih sahnesinde her şey nasıl olsa açığa çıkıyor. Belgeseli onlıne olarak buradan izleyebilirsiniz. THE OBAMA DECEPTION (Lütfen izlemek için tıklayınız, Turkce altyazılıdır)

OBAMA'nın Beyaz Saray'daki ilk icraati



Eyvah okullar açıldı


Okullar açıldığı zaman, özellikle okula yeni başlayacak bebişlerin, anne ve babalarının yaşadıkları heyecanı, korkuyu, tedirginliği sevgiyle izliyorum. Geçen hafta çok kısa bir süre için dergiye uğradığımda, iş arkadaşlarımdan birinin anlattığı hikayeyi, başından sonuna yüzümde tebessüm eksik olmadan dinledim.

Hikayenin başrolünde bir anne ( Justine) ve beş yaşında bir velet var ( Chris). velet ile tanışmadım. Chris okula başlayacağı gün, son derece sakin, kendinden emin hareketlerle kahvaltısını bitirip, annesi ile yola koyulmuş. kendisine gösterilen sınıfa annesini öptükten sonra giderek gözden kaybolmuş. Justine de park yerinde olan arabasına doğru ilerlemeye başlamış. Birkaç dakika sonra Chris ve peşinde üç öğretmen koşarak binadan çıkmışlar. Chris annesinin dizlerine sarılarak " Çabuk götür beni buradan. Burada ne kadar çalışırsam çalışayım bana maaş vermeyecekler. Lütfen gidelim" diye ağlamaya başlamış.

Güler misiniz ağlar mısınız?

Bugün Cumhuriyet Bayramı Değil mi??




CUMHURIYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN. BU UGURDA GÖZLERİNİ KIRPMADAN CANLARINI FEDA EDEN ŞEHİTLERİMİZİ RAHMETLE ANIYORUM. RUHLARI ŞAD OLSUN





27 Ekim 2009 Salı

Ne içersiniz?

Pazar günü, her zaman olduğu gibi, kahve ve yeşil çay ile kendimi tıka basa suladıktan sonra akşam canım alkollü bir şeyler içmek istedi. Önce tutturdum "Bana Margaita yap" diye.. Neyse yapıldı.. İki kadehten sonra içim yandı bu sefer kolaya dadandım. Ondan sonra da ağzımdaki tatlı tattan hoşlanmayarak, margaritaya devam ettim. İçmeyeli uzun zaman olmuş. Hafften çakır keyifliğe doğru yol almaya başladım. Ben, kokoş kadınlar gibi bir elimde sigara ötekinde havalı margarita bardağım ile pencerenin önünde sigaramı tüttürürken, salonunun loş ortamında kedim George'un bacaklarıma sürünerek ilgi istemesini tamamen göz ardı ettim. Gecenin karanlığına doğru, içime çektiğim sigaranın dumanını üflemeye bayılırım. Nereden duydum hatırlamıyorum, kör olan insanların çoğu sigara içmezmiş. Dumanı göremedikleri için. Benimki de zaten nikotinden çok, duman sevdası sanırım. Çok matah bir şeymiş gibi. İçki içeceksen mezesi sohbet olacak. İçki içeceksen, ortamı loş ve sessiz olacak.. İçki içeceksen sonu çakır keyiflik olacak.. Ötesi zarar. Çok sık alkol almasak da favorilerimin başında margarita geliyor.



Geçen sene İbiza'ya gitiğimizde, ilk defa orada çileklisini içmiştim. Pek sarmamıştı. Hatırlıyorum.. Çok şık bir Aztek restaurantı idi. Mağaradan bozma bir mekanı adamlar restaurant-bar yapmışlar. Ama ne dekor.. ne dekor.. parayı dökmüşler belli.. Tavandaki taştan oyulmuş, aztek güneş saatindne uzun süre gözlerimi alamamıştım. Havalandırması süperdi. İçeride hemen hemen herkes sigara içiyor olmasına rağmen, dumandan rahatsız olmamıştık.. ki ben sigara içmeme rağmen dumanından hiç hoşlanmam.. Aynen fotoğrafta gördüğünüz üzere, latin tınılarını yüreğimize akıtan bir grup vardı. (Benim çektiğim fotoğraf çok karanlık çıktığı için buraya koyamadım, o yüzden temsili fotoğrafla idare ediniz lütfen)



Sanırım çağrışımların en önemli iki anahtarı tat ve koku. Baksanıza bir margarita bardağında, İbiza'ya yelken açıp geri geldik.

Reklamlar 1

Reklam izlemeyi sevdiğimi, bundan bir kaç sene önce sevgili eşim bana söyleyene kadar bilmiyordum. Sanırım bunu bir kaç reklamı düzenli olarak tekip etmemden, ya da bazılarında kahkahalara boğulup, özellikle türk kanallarındakilere göz yaşlarına boğulmamdan dolayı anlamış olmalı. Tesbit hoşuma gitmişti, çünkü ben ki, kendimi son derece objektif olarak sürekli bir psikanaliz altında tutarım, bunu gözden kaçırmışım demekki. Neyse gelelim reklamlara.Bu blogda reklamlar dizi halinde yayınlanacaktır belirteyim.






Bunlar alınmaz mı?







Teknoloji detoksu

Yazıyoruz, okuyoruz, dinliyoruz...
Detoks, detoks, detoks
Şöyle bir düşünün.. Bir gün boyunca teknoloji detoksuna girsek neler olur.

Resim Ekle

1) Sabah kalktığımızda nescafemizi, kettle kullanmadan cezvede yapmamız gerekir.
3) Cep telefonları kesinlikle kullanılmayacağından ve evde alarmını kurabileceğimiz bir saat olmadığından, David %100 işe geç kalır, benim umurumda olmaz.
4) Eğer şanslı isek ve bir gün önceden dolapta ütülü gömlek ve pantolon varsa giyer gider, yoksa yandı. Hele bir de düşünün ki detoksun ütü gününe denk geldiğini.
5) Eğer dergi için göndermem gereken makaleler varsa bu sefer ben yandım, çünkü elden götürmem gerekecek bu da yaklaşık 1.5 saat yürümeye bedel.
6) Aşkım David ki tuvalete bile neredeyse arabayla gitmeyi tercih eder, işe 2 saatlik bir yürüyüşten sonra varmış olur.
7) Elektrikli hiç bir cihaz kullanamayacağımdan, elektrik süpürgem, çamaşır makinem, fırınım ve bulaşık makinem out olur. Ütüyü zaten söylemiştik.
8) Sadece kitap okumak, örgü örmek ve resim yaparak geçireceğim bir günün sonunda, bloğuma bakamadığım, internette sörf yapamadığım, film izleyemediğim için çıldırma noktasına gelmiş olur ve akşamı bulurum.
9) Canım David yine yürüyerek eve gelir ve sıcak su olmadığından soğuk su ile duş yapmak zorunda kalır. Gecenin ilerleyen saatlerini şeytani bir şekilde planlayan benim için de soğuk su ile duş elzem olur.
10) Akşam yemeği elektrik olmaması bahanesi ile kısa tutulur fakat yakılan mumlar bu sefer, romantizmden ziyade zaruret olur.
11) Dışarı çıkmayı kimse göze alamaz, çünkü herkes gün içerisinde yeterince yürümüştür.
12)Yemekten sonra, sohbet etmeye fırsat bulup, günümüzün ne kadar korkunç geçtiğini itiraf etiikten sonra, televizyonun, playstationun, bilgisayarın akşamları sohbetimizi baltaladığı itiraf edilir ve sohbete devam edilir.
13) Yatağa giden yol kısalır, o gece sıcak ve uzun olur.

Alanım dar oynayamam yok !

Oldum olası küçük evleri sevmişimdir. Bana her zaman daha sıcak, daha sevimli gelmiştir. Tabii eğer eviniz küçükse, yaratıcı olmak, düzenli olmak tamamen bir zorunluluk. Özellikle mutfağınız küçük ise düzenli olmanız şart. Benim açık plan bir mutfağım var. Çok küçük değil, çok geniş de değil. Dar mutfaklarda, geniş çalışma alanına sahip olabilmek için işte size birkaç küçük öneri.

1) Öncelikle mutfağınızda, gerçekten neye ihtiyacınız olup olmadığına karar verin. Yani "Bir gün gelir lazım olur." dediklerinizi ya ihtiyacı olanlara verin, ya da atın. Çünkü inanın bana o gün asla gelmeyecek.

2)Mutfak robotunuz, ekmek makinanız ve buna benzer gereçlerinizi kutularında, dolap üstlerinde saklayabilirsiniz. Gerektiği zaman kullanırsınız.

3)Erzak dolabınızda hiç bir şeyi paketi ile saklamayın. Her çeşit erzağınızı mümkün olduğu kadar, saklama kaplarına veya kavanozlara yerleştirin. İşin sonunda daha çok yeriniz açıldığını göreceksiniz.

4)Bildiğiniz gibi mutfakta en çok hacim kaplayan eşyalarımızın başında tencere ve tavalar geliyor. Düzenli aralıklarla tencere dolabınızı düzenlerseniz, alışverişe çıktığınız zaman, ihtiyacınız olmayan bir şeyi satın alarak hem yer sıkıntısı çekmez, hem de tasarruf etmiş olursunuz.

5)Dolap içerisindeki raf sisteminizi gözden geçirip, yeniden bir yapılanmaya gidebilirsiniz. Rafsız dolaplar her ne kadar daha geniş gibi gözükse de, unutmayınız ki kullanım olarak aslında en dar olanlardır.


http://www.pantree.com adresinden satın alabilirsiniz.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Kopma Noktası :))

Bugün günlerden sarı

Yepyeni bir hafta, paketini erkenden kalkıp açtığım bir sabah.. Rüzgarlı.. Kış iyiden iyiye göz kırpmaya başladı, buralarda. Yazlık kışlık ayrımlarının yapılması gerektiğine dair işaret olsa gerek. Tembellikten geç bile kaldım. Bugünün gündem maddelerinden biri bu. Taze Nane 'nin sayfasına girip akşam için değişik bir yemek tarifi bulacağım, ya da Mutfak Böcüğü'nün sayfasından. Ya da Krema Tadında'nın . Bu hatunlar yemek yapmıyor. Picasso gibi tabakları süslüyor, Dali'nin ince zekası ile tarifler yaratıyor, bunları Van Gogh romantikliğinde sayfalarına taşıyorlar :) İzlediklerim arasında bir kaç tane daha yemek blogu olan arkadaş var onların da hakkını yemiyorum. Lütfen yanlıs anlasılmasın. Liste uzun diye hepsini yazamadım. Hepsinin ellerine sağlık. Adeta aşk yaşıyorlar. Bazı bloglarda etkinlik başlatıldığını görüyorum. Aklımda bu konu ile ilgili çarpıcı fikirler olsa da nasıl yapıldığını bilmediğim için, elime yüzüme bulaştırmaktan korktuğumdan bir girişimde bulunamadım. Yorum kısmında bana vereceğiniz ipuçlarına açlığım devam ediyor belirteyim.

En son günlerden Pazar gününü Turuncu olarak seçmiştim. Bugün sarıyım. An be an neşe ve enerji ile dolarken, bazen de dingin bir romantizm beni sarmalıyor. Hayırdır diyelim. Pazartesi de ismini aldığına göre, gelelim görsellere..









24 Ekim 2009 Cumartesi

Önemli sorular



Bu adam "Hannibal Lecter mi?"




Bu yatakta yatarsam
a) Kendimi baskı altında hissedermiyim ?
b) Gel beni ye ! gibi bir mesaj verir miyim?
c) Çarşafı sereceğim zaman ucunu nereye tıkıştıracağıma rahat karar verebilir miyim?
d) Böyle bir yatakta yatmak isteyecek kadar doyumsuz birileri var mıdır?



a) Bu elektrik süpürgesini alırsam "Senin için saçımı süpürge ettim" klişesi tarihe karışır mı?
b) Bu süpürgeyi kullanırken, tıpkı fotoğraftaki kadın gibi benim saçım da parlayacak mı?






Sevgililer Günü için, David'den bana bu küvetlerden birini almasını istesem alır mı :):)?

Yabancı Değiliz

Yabancı değiliz isimli grup yaklaşık onüç sene önce Amerika,Almanya ve Danimarka'dan gelip Türkiye'ye yerleşmiş bir grup gencin müzik gruplarına verdikleri isim. Beyaz'ın programında Beyaz soruyor "Neden grubunuza böyle bir isim verdiniz?" Cevap " Çünkü Türkiye de çok mutluyuz ve kendimizi yabancı gibi hissetmedik o yüzden.." Grubun en anlamlı icraati ise Yüce Önder Atatürk için bir şarkı yazmaları.. Beyaz soruyor " Neden bu şarkıyı yazdınız" Cevap " Bu şarkıyı tüm Türkler için, tüm Türkiye için yazdık, Türkiye'nin, Atatürk'ün hayallerini sürdürmek için"..

Resmi siteleri : http://www.yabancidegiliz.com

Hafta sonu tebessümü

Sevgili Zeugma iki bebişin harika görüntülerini eklediği videosuna aften, ben de başta Zeugma ve sizlere bir tebessüm göndermek istedim. Bol kahkahalı bir hafta sonu dilerim..

Londra rehberi- Madame Tussauds



Madame Tussauds (Bayan Tussauds) bir balmumu müzesi. Merkezi Londra olmak üzere, Amsterdam, New York, Hong Kong ve Las Vegas'da şubeleri var. 1761-1850 yılları arasında yaşamış olan Madame Tussauds, balmumundan modeller yapan bir doktorun yanında ev işlerine bakmak üzere çalışmaya başladı. Zaman içerisinde patronu ona mesleğin inceliklerini öğretmeye başladı ve yaklaşık iki yüz senelik bir yolculuğa ilk adımını atmasını sağlamış oldu. Madame Tussauds 'un ilk heykeli 1778 senesinde yapmış olduğu, Fransız Devrimi'nin baş rolündeki adam olan Jean Jacques Rousseau'ya aittir. Aynı dönemde Voltaire ve Benjamin Franklin'İn de heykellerini yapmıştır.

1789 yılında dvrim sırasında idam ile cezalandırılan soyluların heykellerini yapmak üzere görevlendirildi. Bunların arasında Fransa kral ve kraliçesi XVI Louis, Marie Antoniette de bulunmaktadır.



1794 yılında patronu öldüğü zaman, kendisine çok zengin bir koleksiyon ve labaratuar bırakmıştı. 1802 yılında Londra'ya giden Madame Tussauds, İrlanda ve İngiltere'de seyahat ederek, eserlerini sergiledi. Seyahatleri yaklaşık otuz yıl sürdü. 1835 yılında Baker Street'de ilk yerleşik sergisini açtı. 1842 yılında, şu anda müzenin girişinde bulunan kendi heykelini tamamladı. Müzeyi gezmek için bir tam güne ihtiyaç duyacağınızı belirtmek isterim. Tussauds grubu, 2007 yılında
özel yatırım şirketi Blackstone tarafından 1.98 milyar dolara satın alındı. Torunlarının, torunlarının, torunlarının bu satışı gerçekleştirdiği için, Madame Tussauds'un kemikleri mi sızladı, yoksa böyle bir mirasa imza attığı için kendi ile gurur mu duydu bilemiyorum. Aslında Madame Tussauds'un kendi elleri ile kurduğu bu imparatorluğun, 200 sene yaşadığını görememiş olması ne kadar üzücü değil mi?
Sitede yer alan ilk Atatürk heykeli, atamıza benzemediği için Koç şirketinin girişimleri ile değiştirildi. Yeni heykelin bir kopyasını da Anıtkabir için sipariş vermiş olan Koç ailesine teşekkürü borç bilirim. İlki gerçekten hiç benzemiyordu.


Benzemiyor değil mi?


Şu anda müzede bulunan yeni heykel


Bir çok ünlünün yer aldığı sergiden işte benim favorilerimden bazıları

Johnny Depp, arkada Beyonce da çıkmış


Audrey Hepburn - Tiffany'de kahvaltı filminden


Scarlett O'Hara- Rüzgar gibi geçti filminden


Bruce Willis



Adres
Marylebone Road, London NW1 5LR

23 Ekim 2009 Cuma

Çeyiz sandığı


Apple'ın yeni design ettiği mouse, eskiler tozlu raflarda yerini alacağa benzer




Yeni kitabınız... Sayfaya dokunmadan, kitabın kokusunu içime çekmeden okumaktan zevk alabileceğimi sanmıyorum. Ama beğenenler mutlaka olacaktır..

Banyoda yaşanabilmeli